Osmanlı Devleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı Devleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2019 Pazartesi

Klasik Dönem Osmanlı Eğitim Kurumlarında Yabancı Dil Eğitimi

1. Osmanlı Medreselerinde Eğitim Dili*  
Genelde Osmanlı eğitim sistemi özelde ise klasik dönem eğitim kurumlarında yabancı dil eğitiminin yerini anlayabilmek için, Osmanlı eğitim müfredatını ve medreselerde okutulan dersleri incelemek gerekmektedir. Osmanlılarda ilk medrese 1331 tarihinde, Orhan Bey zamanında İznik’te açıldı. Bursa’nın fethi ile birlikte Bursa’da da yeni bir medrese açıldı. Bundan sonra devletin sınırlarına katılan yeni yerlerde medreseler açılmaya devam etti. Fatih dönemi, medrese ve eğitim sisteminde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Çünkü Fatih’in açmış olduğu Sahn-ı Seman medreseleri hem derece hem de eğitim sistemi bakımından diğerlerinden farklıydı. Fatih döneminde açılan bu medreselere ilave olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Süleymaniye adı ile açılan medreselerde, “tıp”, “riyaziye” ve “darü’l-hadis” gibi yeni ihtisas bölümleri(fakülte) oluşturuldu.

18 Temmuz 2019 Perşembe

Etrâk-ı bî idrâk Üzerinden Osmanlı’da Kimlik Tartışmaları

Osmanlı, Türklük, milliyetçilik, çok kültürlülük, çok dillik gibi birçok konu son zamanlarda tartışılmaktadır. Tartışılmaya da devam edecek gibi görünüyor.

Osmanlı Devleti altı yüz yıldan fazla bir süre üç kıtada egemen olan resmi yazışmalarda Türkçenin kullanıldığı, egemen kültürün Türk kültürü olduğu çok uluslu, çok kültürlü, çok milletli bir cihan devleteydi. Bunun yanında farklı anlayışlara, düşüncelere, kültürlere, dillere olabildiğince yaşam hakkı sunan bir devletti. Bugün Saraybosna’dan Kosova’ya; Kosova’dan Halep’e; Şanlıurfa’dan Trablusgarp’a; Edirne’den Batum’a Osmanlı’nın bıraktığı tarihi mirası gördüğümüz zaman Osmanlı’nın yüksek bir kültür, özgün bir dünya görüşü, kendine has bir yaşam stili geliştirdiğine müşahede edebiliyoruz. İstanbul ve Edirne cami külliyeleri, Saraybosna Hüsrev Bey cami külliyesi, Konya Karapınar külliyesi, Van’da İshak Paşa külliyesi ve daha birçok eserin Devlet-i Ali Osman’ın uzak köşelerinde aynı anlayışın oluşturduğu özgün mekânlar olduğunu kavrıyorsunuz. Böylece Macaristan’dan Yemen’e, Adriyatik’ten Kafkaslara kadar Osmanlı Kültürünün oluşturduğu şaheserlere tanıklık etmiş oluyorsunuz. Bu eserler çok büyük bir coğrafyada, Osmanlı kültürünün halk yaşamını şekillendiren çevrelerdir. 

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Neo Osmanlı mı? Ulus devlet mi?

1789 Fransız İhtilali sonrası ortaya çıkan yeni anlayış imparatorlukların sonunu getirdi. Akabinde ortaya çıkan gelişmeler sonrası Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu’da yeni devletler ortaya çıktı. Ortaya çıkan bu devletlerden birisi de Türkiye Cumhuriyeti oldu. Bu aşamada Türkler İlteriş Kağan misali dağılan imparatorluğu derlemek, toparlamak için uğraştılar. Ama elde kalan bugünkü sınırlar oldu. Fakat yeni kurulan cumhuriyet ise uzun yıllar Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğunun bakiyesi üzerine kurulan bir devlet olduğu fikrini inkâr etti. O derece ki Osmanlı Osmanlıdır; Cumhuriyet’te Cumhuriyet’tir. Osmanlı yapmışsa bize ne gibi Osmanlının yaptığı şeyler reddetmek istedi. Bu o kadar uzun sürdü ki 1988 yılında Turgut Özal’ın Yunanistan ziyareti öncesi konuşma metnini hazırlayan tarih ve milli şuurdan yoksun danışmanlarından birisi “Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan aynı kaderi paylaşmaktadır, her iki toplumda Osmanlıya karşı bağımsızlık mücadelesi vererek milli devlet kurmuşlardır.” Notunu yazma cehaletini/garabetini göstermiştir. Bu hatayı fark eden Turgut Özal, metin tüm dünyanın basın mensuplarına dağıtılmış olmasına rağmen bu kısmı okumayarak atlamıştır. Acaba Özal neo-Osmanlı mı idi? Yoksa geleceğin vizyonunu mu çiziyordu bilinmez. Fakat bir gerçek var ki rahmetli cumhurbaşkanı Turgut Özal ulus devlet anlayışının yenidünya düzeninde Türkiye’ye dar geldiğini ilk fark eden kişiydi. 

14 Temmuz 2019 Pazar

Bir Seyahat Klasiği Daha Yok Olmak Üzere

Tarih boyunca yollar, yolcular ve kervanlar hep önemini korumuştur. Hatta kervanlar kültürlerarası iletişimin en önemli aktörlerinden birisi olmuşlardır. Bu kervanlar İslamiyet’in yayılmasında da büyük öneme sahiptirler. Herhalde Tarih derslerinde Arap tüccarlar sayesinde birçok kişinin İslamiyet ile şereflendiğini öğrenmişsinizdir. Son yıllarda her tarafı saran sanal ve dijital dünyanın her şeyi bir kara delik gibi içine çektiği çağımızda, sanallaşma ve dijitalleşmeye inat, yollar ve yolcular önemini korumaya devam etmektedir.

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Filipinler'in Başkenti Manila'da Vefat Eden Osmanlı Vatandaşı Jose Halfon'a Ait Ölüm Sertifikası, 1919

Osmanlı Devleti çok uluslu, çok kültürlü, çok dinli bir devletti. Kuruluşundan yıkılışına kadar vatandaşları arasında hiç bir ayrım yapmamıştır. Uygulamadaki hukuk kurallarına göre vatandaşlarına eşit ve adaletli davranmayı kendine bir ilke edinmiştir. Bunun için de ülke içinde ve dışında vatandaşlarının çıkarlarını korumayı kendine bir vazife addetmiştir. Aynı şekilde başka ülke vatandaşlarını da bir misafir gibi görmüştür.                                   
The Ottoman Empire was a multi-national, multi-cultural, and multi-religious state. It has no made discrimination between citizens from establishment until collapse. In accordance the practice of law, it has adopted a principle to treat its citizens equally and fairly. This reasons, it has accept duty to protect of citizens within and outside the country. Likewise, he accepted citizens of other countries as guests.

Anarşist John Dober'in Osmanlı Devletinin San Francisco Konsolosluğunu Bombalama Girişimi, 1899


BOA, A.MKT.MHM, 48, 13 Şubat 1899
Amerikan vatandaşı İrlanda asıllı anarşist John Dober'in Filipin adalarına giderek orada bulunan Müslümanları isyana teşvik etmesi üzerine, Osmanlı yönetiminin bu konuda aldığı tedbirler hakkında. 
Aynı kişi Osmanlı pasaportu almaya çalışmış ve pasaport alamayınca Osmanlı Devletinin San Francisco konsolosluğuna posta ile bombalı paket göndermiştir. Paketler patlamadan imha edilmiştir.
https://www.youtube.com/watch?v=9lxM4gwK8gU

Dynamite Game in His Mail

Deadly Explosives Addressed to the Turkish Consul. Pitched Carelessly About by the Clerks in the Post office. Stamp Marks Indistinct. It is the Second Package of the Deadly Stuff Which Has Been Sent.

Two sticks, or nearly a half a pound, of deadly dynamite, were carried in the mails which arrived on the overland train Sunday morning. The treacherous explosives were poured from the mail sack in no gentle manner on the distributing Table at the post office station in the ferry depot and one of the clerks son afterwards tossed them through a chute to the table of the carrier who would take them to the destination as indicated by the address.

5 Mayıs 2019 Pazar

Viyana Müzesinde Bulunan Osmanlı Mührünün Hazin Hikayesi / The Story of the Ottoman Seal in the Vienna Museum


Sultan II. Mustafa Osmanlı Devleti’nin II. Viyana bozgunundan sonra almış olduğu yenilgilere son vermek ve II. Macaristan seferinde başarı elde etmesinden cesaret bularak, 12 Nisan 1697 tarihinde III. Macaristan seferine çıkmaya karar verdi. Sefer için mutad vergilerden olan bedel-i nüzûl[1], bedel-i avarız[2], sürsat[3] ve sair vergilerin toplanması için gerekli emirler gönderildi. Bosna taraflarından toplanan 65.000 kuruş ile sadrazam yakından ilgilendi[4]. Vergi vermeyi reddedip zorluk çıkaranlardan da bu vergiler alındı[5]. Bu sefer için hazırlıklar yapılırken Niş’ten Belgrad’a kadar olan yerlerde ormanlar arasına düşmanın pusu kurabileceği tehlikesine karşı bu ormanların kesilmesi için bir grup asker ile Rumili Beylerbeyi Cafer Paşa görevlendirildi. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra padişah, 17 Haziran 1697 tarihinde Edirne’den hareket etti. Ordu 10 Ağustos 1697 günü Belgrad’a ulaştı. Padişah ve ordunun Belgrad’a gelmesinden iki gün sonra toplanan savaş meclisinde paşaların görüşüne başvuruldu. İlk önce Sadrazam Elmas Mehmet Paşa’nın huzurunda ikincisi Sultan’ın huzurunda iki savaş meclisi toplandı. Toplanan bu meclislerde ortaya iki görüş çıktı[6].

Bunlardan birincisi, Sava Nehrini geçip Varadin’e ulaşmak yönünde, ikincisi ise Tuna Nehrini geçerek, Temeşvar taraflarına doğru gidilmesi yönündeydi. Paşalar Temeşvar tarafına gidilmesi taraftarı idiler. Bu görüşü herkesin desteklemesine rağmen yalnızca Belgrad Muhafızı olan Amcazâde Hüseyin Paşa buraların durumunu daha iyi bildiği için karşı çıktı. Hüseyin Paşa’nın karşı çıkmasından dolayı “siz dahi bir senedir bu serhaddesiz, vâkıf olduğunuz mertebeyi söyleyin” dediler. Hüseyin Paşa kendisine yöneltilen bu sual karşısında “üç senedir gelürsüz gidersüz, küffârdan bir karış yer aldığınuz yok. Bu kadar hazîne itlâf ve asâkir-i İslâm it‘âb olunur, eğer mühimmât-ı levâzımınız tekmîl ise münasip olan Varadin kal‘asın muhâsara eylemek gerekdir” dedi. Ordunun sürekli plansız yapılan mücadeleleri kaybetmesi sonucu yorgun düştüğünü ifade ile birlikte yapılan hataları sıralayan ve savaş stratejisi açısından Varadin taraflarına gidilmesi gerektiği anlamına gelen Hüseyin paşanın görüşleri karşısında Vezîr-i a’zam Elmas Mehmet Paşa “Devlet-i padişahi de her şeyimiz hâzıru âmâdedir” diyerek, Hüseyin Paşa’nın bu sözlerine itiraz etti. Hüseyin Paşa’nın Varadin’i tavsiye etmesine karşılık, Temeşvar Valisi olan Cafer Paşa ise Temeşvar taraflarına gidilmesi hususunda ısrarcı oldu[7].    

Filipinlerde Vefat Eden Osmanlı Vatandaşı Hakkında Yapılan İnceleme / Ottoman Citizen Mardiros Serkis who Died in the Philippines


Osmanlı yönetimi Filipinler ile geç münasebet kurmuş bile olsa buradaki gelişmeler hakkında fikir sahibiydi. Bazı araştırmalarda ifade edildiği gibi Osmanlının bu bölge hakkında bilgisinin olmadığı çok doğru bir yaklaşım değildir. En azından Osmanlı yönetimi Kanuni döneminden beri Uzak Doğu, Açe, Endonezya, Sumatra ve Malezya hakkında bilgi sahibidir. Bura ile yakın ticari ve siyasi ilişkilerinin olmaması buralar hakkında hiçbir bilgisinin olmadığı anlamına da gelmemelidir. Bazı araştırmalarda Sultan II. Abdülhamid’in Filipinlerdeki ahali-i İslam hakkında bilgisinin olmadığı gibi yanlış bir bilgide bulunmaktadır. Bu bilgi kanaatimizce Osmanlı’nın Manila ilk şehbenderi Necip Halil’in hazırlamış olduğu 27 Temmuz 1910 tarihli raporda geçen ‘…Mindanao’da yaşayan ‘Moro’ Müslümanlarının İslam Âlemi tarafından pek bilinmediği…’ ifadelerine dayandırılmaktadır. Arşiv belgelerini incelediğimiz ve arka planına baktığımız zaman Osmanlı yönetiminin buralar hakkında bilgi sahibi olduğunu anlıyoruz. Bunun dışında devleti ilgilendiren veya ilgilendirmeyen konular ile ilgili birçok belge akışı da gerçekleşmiştir. Bunlar incelendiği zaman Müslümanların yaşadığı yerler ile Osmanlı yönetimi arasında bir iletişim vardır.